İLHAN BERK
AÇIKLAMA
Bir bize mahsus değil
Dünyayı vaz geçilmez bulmak.
Bir serçecik tanırdım ki ben
Yüreğini yarıp baksaydınız
Bir gökyüzü bulacaktınız eminim
Eminim İstanbul’dan.
İLHAN BERK
HALİÇ
1
Ve Haliç çocuk dişleri gibi dedim. Gülünce
Çıkan.Esmer.Esmer uyanması gibi vücudumun
Bir yerinin (bir deniz müzesinde iki foklu bir pelikanlı
ve korkunç hüzünler taşıyan
ve Eylül yüzlü).
Eylül bir çocuğun elinden tutmak gibi Fener’de
(ki bir ortodoks kilisesine devam ediyordur
lacivert elbiseler giyer ve sarı düğmeleri sallanır rüzgarda
ve yeni yeni ağarıyordur vakit ve çok eski bir kazı
ki bir virgül gibi düşüyordur başaşağı
Balat’a).
Hava düştü Kağıthane tarafında diyorum sonra da
Ve Eyüp’e bakıyorum. Eyüp’de su suya benziyor
Bir ev bir eve. Bir yaprak bir yaprağa.
Ve incecik çiziyor geceyi bir kağıt bir ağaç.
Ve eski yeşil denilen bir yeşil.
Ve bir su çarkı
(Yavaş yavaş dönen. Bir atın çektiği
Gözleri bağlı. Sefil.)
Köprünün demirlerine yaslanıp bakıyorum sonra yirmi altı yaşımla
Arkamda asker elbisesi. Bıyıklı. Uzun yüzüm.
Bir dağ istiridyesi gibi de sarı
Belli bir kızı seviyorum ve hep geceleri çıkıyor.
Bir balık geçiyor. Ben balığı yazıyorum. Balığı ve
Ben ki ne zaman doğduğumu bir köşeye yazmamışımdır
Ve hep kendimi götürmüşümdür gittiğim her yere
Ve bir sıkıntıyı alt katlarda oturan
Ve hiç çıkmayan.
IV
Eski bir urba gibi kent. Eski bir urba gibi giyiyorum kenti
Bir kadırgayı. Türlü seslerdeki bir saatı
Sütlüce’yi. Sütlüce’deki bir avluyu
Eski takvime göre ok atanları. Nişan taşlarını
Ve bir yağmuru yeraltlarını dolaşan. Yinimin
Atlasında gidip gelen
Ve kalan.
VI
Uzuyor su. Kasımpaşa’da bir balıkçının tablası.
Nişancı Ahmet Paşa çeşmesi. Çarklı bir Şirket-i Hayriye vapuru
Ki yalnız Fener’e, Kasımpaşa’ya, Eyüp’e uğrar ve
elli hissesini Valide Sultan almıştır
Ve hamalları Karahisarlıdır. Sudadır sonra hep gözleri
Ve elleri.
---------
Ve incecik kemiği bir şiirin
Bir deniz kıyısında.
İLHAN BERK
PERA’NIN ESKİ BİR SOKAĞINDA
Kuşlar kalkıyor Aya İrini üstünden
Bir sap ot kulaklarının arkasında.
Ben sonunda burdasın işte diyorum kendi kendime
Burada eski bir atlasın kesiştiği yerde.
Bir kedi gözlerini dikmiş sana bakıyor
Ve aşağılarda gök ne kadar aşağılarda olursa.
Ve karşıdan karşıya geçmeye çalışıyor bir kadın.
Ben seni düşünüp korkunç ince diyorum görmediğim boynu
Önümden çerçiler askerler bıçak bileyicileri geçiyor
Ve asık suratlı kazmacıları dünyamızın.
Bir ses seninle aynı yarımadadayız diyor
Ve yitiyor sonra Pera’nın eski bir sokağında.
Pera’nın eski bir sokağını tepiyorum ben böyle her akşam
Her akşam tabanımda senin çamurun.
İlhan BERK
İSTANBUL SEN VE HATIRIMA GELENLER
Nihayet soğuk pis yağmurlu gecelerden sonra
Paydos vakti oturmuş dinleniyor insanlar
Yeni bir işten çıkmışlar terlerini siliyorlar
Lokomotifler arabalar adamlar geçiyor
Yeni bir işe hazırlanıyorlar
Günlerce ötede İstanbul
Günlerce öteden ufacık ellerin havai halinle
Sokaklar evler dükkânlar arasından
Sıcak yorgun bir havanın içinden
Birdenbire aklıma geliveren sen
Hiç şüphesiz orada da sabah olmalıdır
Dükkânlar birer birer açılıyor
Sen sokağı döndün, fabrikanın önündesin
Daha iş başı düdüğü çalmadı
Daha gerinde yığın, yığın gelenler var
Bu ne durgunluk İstanbul’un üstündeki
Ben onu hiç böyle görmemiştim
Böyle bir kenara çekilsin yaşasın
Onu ben ekmeğe aşka düşkün bilirdim
Bu halini hiç ama hiç aklıma getirmezdim
Bir cıgara yaksam daha iyi hatırlar mıyım dersin
Seni, Köprü’yü, kısaca İstanbul’u
Geçerler mi önümden sırasıyla Cibali işçileri
Fatih, Şehzadebaşı, Küçükpazar kahveleri
Görür müyüm lodoslu denizini İstanbul’un
Hep öyle tıklım tıklım mı Mercan Yokuşu
Mezat başladı mı ki Balıkpazarı’nda
Bir gürültüdür geliyor
Köprü açılmış olmalı
Şüphesiz onlar bu geçenler
Bu ne kalabalık caddelerde
Yine birini mi astılar dersin
Ya sana ne oluyor nedir bu halin
Böyledir işte insanlar
Bir türlü sevmeyi bırakmazlar dünyayı
Demin oturan işçiler kalktılar şimdi
Motorlar hazır sahilde
Denizden korkulmaz bu kollar varken
Rüzgâr onları bekliyormuş
Şimdi nerdeyse bir şarkıya başlayacaklar
İlhan BERK
İSTANBUL ÖNÜNDE İKİ BALIK
İstanbul’un üstündeki gökyüzüne bakın
Gittikçe nasıl alçalıyor
Evleri, insanları
Nasıl daha bir yakından görmek istiyor
Bununla dünyada yüz bininci sabah oluyor
Kalkın, hepiniz kalkın, bitkiler, hayvanlar
Ben size diyorum ki
Dünyada sabahlar görülecek şeydir
Şu sularımıza vuran gökyüzünü, ağaçları
Kim bilir sen de ne kadar merak etmişsindir
Kaç geceler bu dünya yüzünü düşünüp uyuyamamışımdır
Ben şahsen
Bir defa gökyüzünden bir bulut hızlı hızlı geçiyordu
Bir çocuk gelmişti dünyaya besbelliydi
Peşin Hıristaki Pasajı üzerindeki bulutları gördü, sevindi
Bize baktı sonra dehşetli hoşlandı.
Ben Pasifik kıyılarından mı geldim diyordun sen
Dünyada en rahat sular burada mı
Niye öyle susup duruyorsun
Dünyada işler iyi gitmiyor mu diyorsun
Gel şöyle çıkalım biraz seninle
Ne iyi yürekler tanıyacaksın, açılırsın
Neden bu huzursuzluk dünyada biliyor musun
Tutup biraz olsun tanımamışız birbirimizi
Daha bin yıl yaşasın şu Üsküdar önü
Önümden geçen kızın neydi o saçları
Bıraksa yeminle sarhoş ederdi havayı
Ömrün oldukça ben bu kıyıdan ayrılmam
Durup dururken bu ne karanlık denizin üstünde
Ya bu telaş ne pisi balıklarındaki
Çıkıp gitmeliyim daha kuytu bir yere
Anlaşıldı dünyada yağmur yağıyor
Ben bir balığım, insan kardeşlerim, Boğaz’da
Karış karış dolaşıyorum dünyayı
Şimdi Ümitburnu’ndayım, şimdi Büyük Okyanus’ta,
(şimdi
İstanbul’da
Dünyayı sevdirmek ödevim
İlhan BERK
İSTANBUL
İnsanları toprağı havayı severek yürüyorsun
Bilirim hiçbir şeyi dünyada olmaya değişmezsin
Hiç bir şey dünyada olmak kadar güzel değildir
Benimle ol
Gökyüzü birdenbire düşüverecek
Köprünün açılışını sabahla işlerine giden insanları
Tekrardan seyredeceğiz
İşte yeniden bir yağmur İstanbul’un üstünde
Bu önünde gelip durduğun
Sarı bir ışık altında uyuyan çocukların sokağıdır
Onları gözlerini çıkarıp avuçlarına bırakacak kadar sevdiğini biliyorum
Artık eski plâklar çalan kahveleri unut
Benimle ol
İlhan BERK
ARMAĞAN
Ben bu şiiri bin dokuz yüz kırk dokuzda yazdım
Derdim başımdan aşkındı
Ellerim cebimde İstanbul’a bakıyordum
Önümden bir yığın atlar geçti
Vücutları kan ter içindeydi
Senin gücün aklıma geldi, hiçbir şeyim kalmadı
Senin küheylânım
Senin al kısrağım
Bütün gün atlar önde ben arkada İstanbul’u dolaştım.
İlhan BERK